Yeni pazarlardaki rekabet gücümüzü lojistikten alacağız

Güçlü lojistik hizmetlerinin gıda sektörünün yeni pazarlara ulaşmasını sağladığını belirten Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Başkanı Şemsi Kopuz, “Gıda lojistiği yapan firmaların taşımacılık dışında, uygun lojistik hizmetleri vermesi, onları daha iyi yerlere taşıyacaktır. Lojistik avantajların, hedef pazarlara ulaşmadaki önemi göz ardı edilemez. Lojistik sektörü güçlü olmazsa, gıda sektörü yeni pazarlara hakim olmakta sıkıntı çeker” dedi.





tgdf_semsi_kopuz.jpg

Türkiye'nin ATP konvansiyonun geç de olsa taraf olmasından büyük mutluluk duyduklarını belirten Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Başkanı Şemsi Kopuz, “Gıda firmaları, uluslararası ticarette gittikçe kızışan rekabet ortamında, maliyetlerini azaltarak, karlılıklarını artırabilmek için lojistik dış kaynak kullanımını bir rekabet aracı olarak kullanıyor. Gıda lojistiği yapan firmalarımızın gıda sektörünün üretim planlamasına uygun lojistik hizmetlerini vermesi, hem kendilerini daha iyi yerlere taşıyacak hem de kendilerine uluslararası arenada aranılan bir firma özelliği kazandıracaktır” diye konuştu.

 

Türk gıda endüstrisi dış ticaret alanında nasıl bir gelişim gösteriyor?

Gıda ve İçecek Sanayi ihracatı, 2000-2011 yılları arasında 4,8 kat artarak 1.834 milyon dolar seviyelerinden 8.884 milyon dolara yükselmiştir. Bu süre zarfında Gıda ve İçecek Sanayi ihracatı sadece 2002 ve 2009 yıllarında bir önceki yıl almış oldukları değerlerden daha düşük değerlerde gerçekleşmiş, geri kalan tüm yıllarda ise bir önceki yıla göre daha yüksek değerler almıştır. 2009 kriz yılında Gıda ve İçecek Sanayi ihracatı 2008 yılındaki 6.476 milyon dolar seviyelerinden 5.931 milyon dolar seviyesine gerilemiş; 2010 ve 2011 yıllarında ise artarak önce 6.703 milyon dolar, daha sonra da 8.884 milyon dolar seviyelerine yükselmiştir. 2000-2011 yılları arasında Gıda ve İçecek Sanayi ithalatı da 4,2 kata yakın artarak 1,1 milyar dolardan 4,9 milyar dolara yükselmiştir. İthalatımız 2001 yılı hariç 2000 yılından 2008 yılına kadar sürekli olarak bir önceki yıl almış oldukları değerlere göre artmıştır. 2009 kriz yılında ise Gıda ve İçecek Sanayi’nin yapmış olduğu ithalat 2008 yılındaki 3,8 milyar dolar seviyelerinden 2,9 milyar dolar seviyelerine gerilemiş, krizin sona ermeye başladığı 2010 yılından itibaren artarak 2011 yılında 4,9 milyar dolar seviyelerine yükselmiştir.Bu yıl mayıs ayı sonuna kadar yapılan gıda ve içecek sanayi ürünü ihracatı ise 3.776.109.000 dolar olmuştur. Geçen sene aynı dönemde 3.290.932.000 dolar ihracat yapılmıştır. Mayıs ayı sonuna kadar yapılan gıda ve içecek sanayi ürünü ithalatı ise 2.181.592.000 dolar olmuştur. Geçen sene aynı dönemde 2.136.328.000 dolar ithalat yapılmıştır. Görüldüğü üzere gıda ve içecek sanayi dış ticareti genel olarak devamlı artış göstermiştir.

 

Lojistik yeni pazarlara kapı açıyor

Türk gıda sektörü dış ticarette lojistik açıdan nasıl bir strateji izliyor? Türkiye'nin jeopolitik konumu gıda endüstrisinin ihracat faaliyetlerinde hangi avantajları sağlıyor?

Gıda sektörü daha çok karayolu taşımacılığını ve deniz yolu taşımacılığını kullanıyor. Kısa mesafeler için daha çok kara yolu uzun mesafeler için deniz yolu taşımacılığı tercih ediliyor. Türkiye’nin jeopolitik durumu gıda enstüstrisi açısından çok büyük avantajlar sağlıyor. Çünkü özelikle balık, et, süt ürünleri gibi soğuk zincir içinde taşınması gereken ve yaş meyve ve sebzeler kısa raf ömrüne sahip ürünler. Bu ürünleri ihracat yapılan ülkelerin raflarına üretildikleri gün veya ertesi gün raflara ulaştırabilmekteyiz. Bu ürünlerin rafa en kısa zamanda ulaşması satış olanağını arttıran bir unsur. Soğuk raflarda en uzun süre kalabilecek şekilde taşınabilen bir ürün avantaj yaratacaktır. Bu sayede ürünler rafta eksilmeden yerine yenilerini koyma süresi uzayacak ve ölçek ekonomisi yaratılmış olacaktır. Günümüzde ürünlerin son kullanma süreleri ancak etiketlerine bakarak anlaşılabiliyor. Lojistik sektörü gıda sektörünün yeni pazarlara ulaşmasını sağlıyor. Lojistik sektörünü olmazsa gıda sektörü yeni pazarlara ulaşmakta sıkıntı çekecek veya hiç ulaşamayacak. Lojistik avantajlar, ihraç pazarlarının çeşitlendirilmesinde en önemli etkiyi yapıyor. Hedef pazarlara ulaşmada lojistik sektörünün çok önemli bir etkisi bulunuyor.

 Gıda ürünlerinin ithalat ve ihracatında yıllık ne kadar tonajlık bir taşıma gerçekleşiyor? Bu doğrultuda gıda şirketlerinin toplam giderlerinin içerisinde lojistik maliyetleri nasıl bir yer tutuyor?

Türkiye gıda ürünleri ithalat ve ihracatı yılda yaklaşık 10 milyon tonluk tonaja ulaşmıştır. Araştırmalar, ülkelerdeki ekonomik büyüklüklerin yüzde 10'una yakınını lojistik hizmetlerin oluşturduğunu saptamıştır. Türkiye'de firmaların lojistikle ilgili harcamalarının toplam cirolar içindeki payı yüzde 5 ila 15 arasında değişiyor. Uluslararası ticarette gittikçe kızışan rekabet ortamında firmalar maliyetlerini azaltarak daha kazançlı bir şekilde faaliyetlerini sürdürebilmek için çeşitli yollara başvuruyor. Firmaların böyle bir tutum izlemelerinde başvurdukları bir faktör olarak lojistik, gittikçe daha fazla önem kazanan bir faaliyet alanı olarak karşımıza çıkıyor. Bunun için de gıda şirketleri, değişik taşıma modlarını entegre ederek maliyetlerini düşürmeye çalışıyor.

 

Gıda firmaları kendi işlerini kendileri görüyor

Gıda sektörü ağırlıklı olarak perakende ayağındaki lojistik süreci kendi kontrolü altında bir yapı ile yönlendirmeyi tercih ediyor. Bu tercihin arkasında yatan nedenler sizce neler?

Gıda lojistiği sadece gıda ürünlerini taşımak veya depolamak değil. Genel yerleşim noktası olarak depoların üretime değil tüketime yakın noktalarda olması gerekiyor. Bu sayede tüketime kadar giden mesafede taşınma süresi kısalmış olacak. Gıda depolama alanlarının orta büyüklükte, çift veya körüklü kapılı, yerden yüksek, kolay temizlenebilen, kontrollü ve filtre edilen bir atmosfere sahip olması şart. İçeride ahşap palet yerine plastik paletlerin kullanılması, elektrikli fork liftlerin çalışması ve çalışanların kolay temizlenebilen özel elbiseler giymesi gerekiyor. Bu ürünler belirli şartlarda taşıma ve depolaması ve kısa zamanda rafa ulaşması gerekiyor. Lojistik firmaları bu şekilde donanımlarını sağlamadıklarından gıda firmaları da kendi işlerini kendileri görmek durumunda kalıyor. Lojistik firmalarımızın gelişmesi ile kendi taşımalarını bırakarak lojistik firmalarına bırakacaklar. Son zamanlarda kurulan lojistik köyler ve ulaşım altyapılarında tam entegrasyonun sağlanması gıda lojistiği bakımından çok önemli gelişmeler. Önümüzdeki dönemde bu faaliyetlerin giderek artması memleketin yararına olacak.

Sektör, depolama ve stok yönetimi alanında gıda güvenliği ve hijyen kriterleri açısından nasıl bir yol izliyor?

Gıda güvenliğinin pazarlığı olmaz. Bu yüzden halk sağlığını tehlikeye sokacak her uygulamadan uzak durmalı. Gıda güvenliği, gıdanın tarladan tüketicinin sofrasına ulaşmasına kadar aynı titizlikle devam etmeli. Yani gıda üretildikten sonra, depolama, stoklama ve taşıma alanlarında da hiç kırılmadan tüketiciye ulaştırılmalı. Sektör açısından gıda güvenliği ve hijyen kriterlerine riayet etmeden tüketiciye ulaştırılması haksız rekabet olduğu kadar, halkın sağlığını da tehdit eden bir unsur. Ülkemizde gıda taşımacılığı, geçmişe oranla çok mesafe aldı, hem gıda üreten firmalarımız hem de lojistik firmalarımız bu konudaki standartlarını yükseltti. Gıda taşımacılığı yapan firmalarımızın taşımacılık hizmeti dışında, firmaların üretim planlamasına uygun her türlü lojistik hizmetini vermesi, hem kendilerini daha iyi yerlere taşıyacak hem de uluslararası arenada aranılan bir firma özelliği kazandıracak.   

 

İhraç pazarları çeşitlenecek

ATP Konvansiyonuna Türkiye'nin üye olması beraberinde neler getirecek?

Bozulabilir Gıda Maddelerinin Uluslararası Taşımacılığı ve Taşımalarında Özel Araçların Kullanımı Antlaşması’nı TBMM onaylayarak (ATP Konvansiyonu) kanunlaşmış ve 10 Mayıs 2012 tarihinde Resmi Gazetede yayınlandı. Türk taşımacılık sektörü bir eksiğini daha giderdi. Çabuk bozulabilir gıdaların taşıma standartlarını belirleyen ATP Konvansiyonu’na nihayet taraf oldu. Bu anlaşma ihraç pazarlarının çeşitlendirilmesini ve hedeflerini gerçekleştirmesini sağlayacak.

 

Artık ATP’li olduk…

Aylardır TBMM’de bekledikten sonra ve 2 Mayıs 2012’de onay için Cumhurbaşkanlığı’na gönderilen ATP Kanunu yürürlüğe girdi. Şimdi pratikte uygulamaya geldi. ATP’nin ön gördüğü standartlar yerine getirilirse gıdalar daha taze tüketiciye ulaşacak. Resmi Gazete’nin 10 Mayıs 2012 tarihli sayısında, ‘’Eylül 1970 tarihli “Bozulabilir Gıda Maddelerinin Uluslararası Taşımacılığı ve Bu Taşımacılık Faaliyetinde Kullanılacak Özel Ekipmana İlişkin Anlaşma”ya katılmamız uygun bulunmuştur’’denildi. Buna göre, çabuk bozulan gıda maddelerinin (örneğin et, balık, süt, sebze meyve) uluslararası taşımacılığa uygun özel üst yapı ve ekipmanları standartlarının belirlendiği ATP mevzuatına Türkiye de taraf oldu. Geçtiğimiz yıl görüşmelere başlanan ATP kanun tasarısı böylece 10 Mayıs 2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. 1970 yılın dünyada uygulanmaya başlayan ATP konvansiyonu insan sağlığını koruyacak bir taşımacılığı savunuyor.

ATP mevzuatına taraf olan ülkeler: Almanya, ABD, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Belarus, Belçika, Britanya Birleşik Krallığı ve Kuzey İrlanda, Bosna Hersek, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Fas, Finlandiya, Fransa, Gürcistan, Hırvatistan, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, Karadağ, Kazakistan, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Makedonya, Moldova, Monako, Norveç, Özbekistan, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya Federasyonu, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Tunus, Ukrayna ve Yunanistan’dır.

 




SEKTÖRLER VE LOJİSTİK

  • Otomotiv
  • Enerji
  • Gıda
  • Akaryakıt
  • Tekstil
  • Kimya
  • İnşaat
  • Lastik
  • İhracat

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz