e
Banner

Denizcilik Genel Müdürü Ünal Baylan: Türkiye, denizcilik üst liginde yön verici aktör haline geliyor
Denizcilik Genel Müdürü Ünal Baylan, Türkiye’nin 53,1 milyon DWT’lik filo gücüyle dünya sıralamasında 10’uncu sıraya yükseldiğini, 553 milyon ton yük ve 14 milyon TEU’luk hacimle “güvenli liman” rolünü kalıcı bir küresel lojistik merkez vizyonuna dönüştürdüğünü belirtti. Baylan, Türkiye’nin bu bütüncül kapasiteyle yalnızca güçlü bir aktör değil, aynı zamanda denizcilikte dönüşümü yönlendiren ülkeler arasında yer alma hedefiyle ilerlediğini vurguladı.




Ünal BaylanKüresel deniz taşımacılığı; jeopolitik riskler, yeşil dönüşüm ve dijitalleşme ekseninde yeniden şekillenirken Türkiye bu dönüşümün merkezinde konumlanıyor. UTA Lojistik Dergisi’nin sorularını yanıtlayan Denizcilik Genel Müdürü Ünal Baylan, Türkiye’nin denizcilikte yalnızca büyüyen bir oyuncu değil; stratejik konumu, güçlü kurumsal yapısı ve çok boyutlu yatırımlarıyla küresel dönüşümü yönlendiren ülkeler arasında yer alma hedefiyle ilerlediğini belirtti. Baylan, 53,1 milyon DWT’lik filo ile dünya sıralamasında 10. basamağa yükselen Türkiye’nin, limanlarda 553 milyon ton yük ve 14 milyon TEU’luk hacme ulaşarak önemli bir eşiği geride bıraktığını vurguladı. 2025 yılında elleçlenen yük miktarının yüzde 4 artışla Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine çıktığını hatırlatan Baylan, aynı dönemde Türkiye’nin denizyolu taşımalarında küresel ortalamanın üzerinde büyüyerek pozitif ayrıştığına dikkat çekti. Bu büyümenin yalnızca kapasite artışıyla sınırlı olmadığını ifade eden Baylan, hurda teşvikleri, çevreci gemi yatırımları ve 21,8 milyar TL’yi bulan ÖTV’siz yakıt desteği gibi uygulamalarla sektörün rekabet gücünün sistematik şekilde desteklendiğini dile getirdi. Artan liman rekabeti ve jeopolitik risklere rağmen Türkiye’nin daha dinamik ve bölgesel stratejiler geliştirdiğini belirten Baylan, özellikle Ro-Ro taşımacılığında 12,3 milyon tonu aşan hacimle önemli bir ivme yakalandığını, Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika hatlarında yeni fırsatların değerlendirildiğini söyledi. Ünal Baylan, Türkiye’nin güvenilir liman altyapısı, gelişen filo gücü, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm hamleleriyle yalnızca yük elleçleyen değil, yük akışını yöneten ve küresel ticarette yön belirleyen bir lojistik merkez olma yolunda ilerlediğini, denizcilikte ise üst ligde kalıcı olmayı hedeflediğini vurguladı. 
 
DENİZCİLİK DÖNÜŞÜM SÜRECİNDEN GEÇİYOR 
Türkiye’nin küresel deniz taşımacılığındaki rolünü nasıl tanımlıyorsunuz? Önümüzdeki dönemde bu rolü güçlendirmek adına hangi adımlar öne çıkacak?
 
Küresel deniz taşımacılığı, dünya ticaretinin hacim olarak yaklaşık %88’inin denizyolu ile gerçekleştiği bir yapı içerisinde uluslararası ticaretin omurgasını oluşturmaktadır. Ancak sektör bugün; dijitalleşme, alternatif yakıtlar ve iklim değişikliği gibi başlıklarla çok boyutlu ve sancılı bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Bu dönüşüm sürecinde, denizcilik sektörünün karşı karşıya olduğu en önemli zorluklardan biri de, diğer birçok sektörde olduğu gibi, ulusal ve uluslararası finansmana erişimde yaşanan güçlüklerdir.
Türkiye ise bu dönüşümün merkezinde yer alan; stratejik konumu, güçlü kurumsal yapısı ve uluslararası kurallara dayalı yaklaşımıyla güvenilir bir aktör konumundadır. 1999 yılından bu yana kesintisiz şekilde sürdürdüğümüz IMO Konsey üyeliğimiz ve 2024 yılında başarıyla tamamladığımız IMO Üye Devlet Denetimi (IMSAS) süreci, denizcilik yönetişimindeki etkinliğimizi ve idari kapasitemizi uluslararası düzeyde teyit etmiştir.
Önümüzdeki dönemde; uluslararası iş birliklerimizi güçlendirmeye, dijital dönüşümü hızlandırmaya, çevreci gemi teknolojilerini teşvik etmeye, limanlarımızın sürdürülebilirlik kapasitesini artırmaya ve nitelikli insan kaynağımızı geliştirmeye odaklanıyoruz. Aynı zamanda denizcilik alanında bölgesel lojistik koridorlardaki etkinliğimizi artırarak Türkiye’yi küresel deniz ticareti akışlarında daha güçlü bir merkez haline getirmeyi hedefliyoruz.
Türkiye, sahip olduğu bu bütüncül kapasite ile küresel deniz taşımacılığında yalnızca güçlü bir aktör değil; aynı zamanda dönüşümü yönlendiren ülkeler arasında yer alma hedefiyle ilerlemektedir. 
 
Türk sahipli deniz ticaret filosunun dünya sıralamasında 10. sıraya yükselmesi ve tersanecilikte sağlanan istihdam dikkat çekiyor. Bugün itibarıyla Türkiye’nin denizcilikteki mevcut gücünü nasıl özetlersiniz? Küresel rekabette öne çıkan en önemli avantajlarımız neler?
 
Türk denizciliği bugün yalnızca büyüyen bir sektör değil; üretim gücü, teknolojik kapasitesi ve insan kaynağı ile küresel ölçekte rekabet eden bütüncül bir denizcilik ekosistemi haline gelmiştir. Bu yapının en önemli avantajı ise Türkiye’nin jeostratejik konumu ve bu sektörde güçlü özel sektör müteşebbislerinin varlığıdır. Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan, Akdeniz ile Karadeniz arasında kritik bir geçiş noktası oluşturan bu konum; Türk Boğazları ve limanlarımızın geniş hinterlandı ile birleştiğinde ülkemizi doğal bir lojistik merkez haline getirmektedir. Ro-Ro ve kombine taşımacılıktaki güçlü potansiyelimiz de bu avantajı pekiştirmektedir.
Bu jeostratejik gücümüz, uluslararası denizcilik sistemindeki aktif rolümüzle desteklenmektedir. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) Konseyi’ne 2026–2027 dönemi için 14’üncü kez yeniden seçilmemiz ve 50’den fazla ülke ile tesis ettiğimiz denizcilik anlaşmalarıyla genişleyen iş birliği ağı, Türkiye’nin yalnızca uygulayıcı değil; aynı zamanda denizcilik politikalarının şekillendirilmesinde söz sahibi bir ülke olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Sektörel veriler de bu gücü net şekilde yansıtmaktadır. 2000’li yılların başlangıcında 8,9 milyon DWT ile 17’nci sırada yer alan 1.000 Groston üzeri Türk sahipli filomuz, yaklaşık altı kat büyüyerek 2025 yılı Temmuz ayı itibarıyla 2.203 gemi ile 53,1 milyon DWT kapasiteye ulaşmış ve dünya sıralamasında tonaj bazında 10. sıraya yükselmiştir. Limanlarımızda ise aynı dönemde 553 milyon ton yük ve 14 milyon TEU konteyner elleçlenerek Cumhuriyet tarihinin rekoru kırılmış; Ambarlı, Mersin, Tekirdağ, Kocaeli ve Aliağa liman bölgelerimizin dünyanın ilk 100 konteyner limanı arasında yer alması Türkiye’nin küresel ticaret zincirindeki rolünü daha da güçlendirmiştir.
Denizcilik altyapımız ise sektörümüzün en güçlü dayanaklarından biridir. Türkiye; 217 liman tesisi, 85 tersane, 189 tekne imal ve çekek yeri, 65 yat limanı ve 23 gemi geri dönüşüm tesisiyle entegre bir denizcilik ekosistemine sahiptir. 4,79 milyon DWT kapasiteye ulaşan tersanelerimizle yaklaşık 84 bin kişiye istihdam sağlarken; gemi inşa sanayimiz savunma sanayii başta olmak üzere otonom ve alternatif yakıtlı gemilerde ürettikleri projelerle dünyada ilkleri başaran bir vizyon ortaya koymuştur. Yat inşa sektöründe ise 2025 itibarıyla sipariş defterine göre toplam boy uzunluğunda dünyada 2. sıraya yükselmiş bulunuyoruz.
Bu güçlü yapının sürdürülebilirliği ise nitelikli insan kaynağımızla doğrudan ilişkilidir. Uluslararası standartlarda hizmet veren yetkilendirdiğimiz 102 eğitim kurumu ile oluşturduğumuz çok katmanlı eğitim altyapısı sayesinde bugün 141 bin aktif gemi insanımız ile küresel denizcilik iş gücüne yön veren ülkelerden biri konumundayız. IMO’nun Gemiadamlarının Eğitim Belgelendirme ve Vardiya Tutma Standartları Hakkında Uluslararası Sözleşmesi (STCW) kapsamında diğer ülkelerle tesis ettiğimiz karşılıklı protokoller sayesinde Türk gemi insanları bugün 42 farklı ülkenin bayrağını taşıyan gemilerde görev alarak küresel denizcilik iş gücünde güçlü ve tercih edilen bir konumda yer almaktadır.
Öte yandan, uluslararası kalite ve denetim standartları açısından da güçlü bir konumdayız. Paris MoU gemi emniyet performansı kapsamında 2008 yılından bu yana beyaz listede yer almamız, Türk bayrağının yüksek standartları temsil ettiğinin ve denetim sistemimizin etkinliğinin en somut göstergelerinden biridir.
Tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde Türkiye; güçlü filosu, gelişmiş limanları, ileri teknolojiye sahip tersaneleri, stratejik konumu ve yetişmiş nitelikli insan kaynağı ile küresel denizcilikte yalnızca bölgesel bir aktör değil, üst liglerde kalıcı olmayı hedefleyen güçlü bir denizcilik ülkesi konumundadır.
 
‘GÜVENLİ LİMAN’ ROLÜMÜZÜ GÜÇLENDİRİYORUZ 
Son dönemde küresel ticarette yaşanan jeopolitik riskler, özellikle kritik su yollarında güvenlik konusunu öne çıkardı. Türkiye bu süreçte “güvenli liman” rolünü nasıl konumlandırıyor? Bu krizler Türk denizciliği açısından hangi fırsatları beraberinde getiriyor?
 
Küresel deniz taşımacılığı, jeopolitik gelişmelere son derece duyarlı bir yapıya sahiptir. Son dönemde artan riskler ve özellikle Rusya-Ukrayna savaşı ile Karadeniz’de ortaya çıkan emniyet sorunları, güvenilir güzergahların ve öngörülebilir liman hizmetlerinin önemini daha da artırmıştır.
Türkiye bu süreçte “güvenli liman” rolünü; Türk Boğazları üzerindeki etkin ve dengeli yönetimi, seyir ve deniz emniyetini güçlendiren altyapısı ve uluslararası yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren kurumsal yapısı ile pekiştirmiştir. Kriz dönemlerinde dahi tedarik zincirlerinin sürekliliğine katkı sunan istikrarlı bir bölgesel merkez olarak öne çıkmaktadır.
Bununla birlikte, bölgemizde devam eden çatışmalar ve kritik geçiş noktalarındaki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Karadeniz başta olmak üzere, Hürmüz Boğazı gibi küresel ticaret açısından kritik bölgelerdeki riskleri sürekli analiz ediyor; bu bölgelerde bulunan Türk sahipli gemiler ile Türk gemi insanlarını anlık olarak izliyor ve ilgili kurumlarla koordinasyon içerisinde gerekli tedbirleri alıyoruz. Bu yaklaşım, yalnızca ticaretin sürekliliğini değil, aynı zamanda gemi insanlarımızın can güvenliğini de önceleyen bütüncül bir anlayışı yansıtıyor.
Uluslararası platformlarda yürüttüğümüz çalışmalar ve bölgesel iş birliği mekanizmalarımız da bu süreçte önemli bir rol üstleniyor. Karadeniz, Akdeniz ve Hazar geçişli taşımacılık başta olmak üzere TRACECA, Türk Devletleri Teşkilatı ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği gibi platformlarda yürütülen çalışmalarla lojistik koridorların sürdürülebilirliğine katkı sağlıyoruz.
Bu kapsamda, Karadeniz’de yürütülen tahıl koridoru girişimlerine etkin katkı sağlayarak deniz taşımacılığının kesintisiz ve güvenli şekilde devam etmesine destek olduk. Ayrıca, son dönemde gündemde olan “gölge filo” faaliyetlerine karşı gerekli tedbirleri alıyor; sahte bayrak taşıdığı veya hukuki olarak bir bayrak taşımadığı tespit edilen gemilerin Türk Boğazlarından geçişine ve limanlarımıza yanaşmasına izin vermiyor, kontrolsüz gemiden gemiye transfer (STS) operasyonlarına müsaade etmiyoruz. Bu yaklaşım, deniz emniyetinin sağlanması ve uluslararası kuralların korunması konusundaki kararlı duruşumuzu ortaya koyuyor.
Tüm bu gelişmeler, Türkiye açısından yalnızca risklerin yönetilmesi değil, aynı zamanda yeni lojistik hatların geliştirilmesi, bölgesel merkez rolünün güçlendirilmesi ve denizyolu taşımacılığının payının artırılması açısından önemli fırsatlar da sunuyor.
 
Denizcilik sektörünün rekabet gücünü artırmak ve deniz ticaret filomuzun yenilenmesini desteklemek amacıyla uyguladığınız teşvik politikaları nelerdir? Bu desteklerin sektöre yansımaları ve önümüzdeki döneme ilişkin yeni adımlarınız hakkında neler söyleyebilirsiniz?
 
Denizcilik sektörümüzün rekabet gücünü artırmak ve deniz ticaret filomuzu daha genç, verimli ve çevreci bir yapıya kavuşturmak amacıyla teşvik mekanizmalarını çok yönlü bir şekilde kurguluyoruz. Bu kapsamda uyguladığımız en önemli araçlardan biri, 2021 yılından bu yana devam eden hurdaya ayrılan gemilerin yerine yeni gemi inşasını destekleyen teşvik sistemimizdir.
Bu mekanizmayla, 50 GT ile 50.000 GT arası 20 yaş ve üzeri gemilerin hurdaya ayrılarak yerlerine daha modern gemilerin kazandırılmasını teşvik ediyoruz. Bugüne kadar 6 gemi için yaklaşık 22,9 milyon dolar tutarında teşvik uygunluk belgesi düzenlenmiştir. Bu sayede filomuzun yaş ortalamasının düşürülmesi ve rekabet gücünün artırılması yönünde somut adımlar atılmıştır. Aynı zamanda bu teşvik sistemini, çevreci gemi yatırımlarını destekleyecek şekilde kurgulayarak sektörün sürdürülebilir dönüşümünü de teşvik ediyoruz. Sektörden gelen talepler ile yaptığımız değerlendirmeler sonucunda halihazırda uygulanmakta olan teşvik katsayılarının güncellenmesine karar verdik, konu ile ilgili çalışmalarımız devam ediyor.
Öte yandan, ÖTV’si sıfıra indirilmiş yakıt uygulaması da sektörümüze sağladığımız en etkili desteklerden biri olmuştur. 2004 yılından bu yana 7,5 milyon ton ÖTV’siz akaryakıt teslimatı yapılmış ve toplamda 21,8 milyar TL’lik ÖTV tahsil edilemeyerek önemli ölçüde sektöre destek sağlanmıştır. Bu destek sayesinde denizyolu taşımacılığında maliyetler düşmüş, kabotaj taşımacılığında yük, yolcu ve araç taşımalarında önemli artışlar sağlanmıştır.
Önümüzdeki dönemde ise bu destekleri daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz. Gemi makine dönüşümü desteğinde destek oranının artırılması, alternatif yakıtlı yeni gemi yatırımlarının daha güçlü şekilde teşvik edilmesi, hurda teşviki oranlarının çevreci gemiler lehine revize edilmesi, düzenli sefer ve kılavuzluk römorkaj desteğinde yönelik desteklerin genişletilmesi bu yaklaşımın temel unsurlarını oluşturmaktadır. Ayrıca KKTC hatları ve ada taşımacılığı gibi stratejik alanlara yönelik yeni destek mekanizmalarının devreye alınması da gündemimizde yer almaktadır.
Kısaca; hedefimiz, denizyolu taşımacılığının maliyet avantajını güçlendiren, filomuzu gençleştiren ve çevreci dönüşümü hızlandıran bir teşvik yapısıyla Türk denizciliğini küresel ölçekte daha rekabetçi ve sürdürülebilir bir konuma taşımaktır.
 
TRANSİT YÜKTE REKABET BASKISI YENİ STRATEJİLERİ ZORUNLU KILIYOR
Denizcilik Genel Müdürlüğü’nün özellikle de yük taşımacılığına ilişkin gündemindeki konular ve hedefler neler?
 
Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki, Türkiye deniz ticareti açısından son derece önemli bir eşiği geride bıraktık. 2025 yılında limanlarımızda elleçlenen toplam yük miktarı bir önceki yıla göre yüzde 4 artışla 553 milyon tonu aşarak Cumhuriyet tarihimizin en yüksek seviyesine ulaştı. Aynı dönemde dünya denizyolu yük taşımaları yüzde 1,1 artarken, Türkiye’den yurt dışına denizyolu ile yapılan taşımaların yüzde 1,6 büyümesi, ülkemizin küresel ölçekte pozitif ayrıştığını açıkça göstermektedir. Ancak bu tabloyu yeterli görmüyor, 2026 yılı için çıtayı daha da yukarı taşıyoruz.
Konteyner taşımacılığında da 14 milyon TEU seviyesine ulaşmış durumdayız. Bununla birlikte, özellikle transit yük tarafında ciddi bir rekabet baskısı ile karşı karşıyayız. Doğu Akdeniz’de artan liman rekabeti, Mısır ve Yunanistan’ın uyguladığı teşvik politikaları ile Kızıldeniz ve Karadeniz’deki güvenlik riskleri, bu alandaki büyümemizi sınırlayan temel unsurlar arasında yer alıyor. Bu nedenle daha dinamik, bölgesel ve rekabetçi taşımacılık stratejileri geliştiriyoruz.
Bu noktada Ro-Ro taşımacılığı, en güçlü avantajlarımızdan biri olarak öne çıkmaktadır. 2025 yılında Ro-Ro gemileri ile yurt dışı yük taşımaları yüzde 4,2 artışla 12,3 milyon tonu aşmıştır. Bu artış memnuniyet verici olmakla birlikte, potansiyelimizin halen önemli ölçüde altında olduğumuzu değerlendiriyoruz. Bu alanda liman altyapımızı güçlendirmeye, gümrük süreçlerini hızlandırmaya ve yeni hat açılımlarını desteklemeye devam ediyoruz.
Diğer yandan, Avrupa bağlantılı hatlarımız, ihracatçımız açısından stratejik bir avantaj sunmaktadır. Çeşme-Trieste, Pendik-Trieste ve Mersin çıkışlı hatlar sayesinde yükler Avrupa pazarına hızlı ve kesintisiz şekilde ulaşmaktadır. Karayolu taşımacılığında yaşanan sınır geçişleri, kota uygulamaları ve maliyet unsurları dikkate alındığında, Ro-Ro taşımacılığı çok daha rekabetçi ve sürdürülebilir bir alternatif olarak öne çıkmaktadır.
Bununla birlikte, Orta Doğu ve Kuzey Afrika hattında da önemli fırsatlar söz konusudur. Bölgedeki gelişmeleri yakından takip ediyor, özellikle Suriye’deki normalleşme sürecinin oluşturabileceği yeni ticaret ve lojistik akışları dikkatle analiz ediyoruz. Türkiye’nin bu süreçte doğal bir lojistik merkez olma potansiyeli oldukça yüksektir. Bu çerçevede, bölgesel ticaretin gelişimi açısından kritik öneme sahip olan İskenderun–Duba (Suudi Arabistan) ve Mersin–Dimyat (Mısır) gibi hatların hayata geçirilebilmesi için çaba sarf ediyoruz. 
Tüm bu büyüme sürecini yalnızca kapasite artışıyla değil, aynı zamanda emniyet ve düzenleme boyutuyla da destekliyoruz. Denizyolu taşımalarında yükleme emniyetinin artırılmasına yönelik mevzuat çalışmalarımız sürmekte olup dolu konteynerlerin brüt ağırlıklarının tespiti ve bildirimi konusunda yürütülen düzenleme çalışmalarında son aşamaya gelinmiştir. Ayrıca Deniz Gözetim Hizmetleri Yönetmeliği’nin güncellenmesine yönelik çalışmalarımız da devam etmektedir.
Özetle; hedefimiz, Türkiye’yi sadece yük elleçleyen değil, aynı zamanda yük akışını yöneten, bölgesel ve küresel ölçekte yön belirleyen bir lojistik merkez haline getirmektir. Bu kapsamda, en önemli önceliğimiz ise gerek deniz gerekse lojistik tarafında yetişmiş insan gücü kalitemizi artırarak küresel istihdamdan azami payı alabilmektir. 
 
 
LİMANLARDA YEŞİL SERTİFİKA ZORUNLU HALE GELİYOR
 
Ünal Baylan, Bakanlığın “Temiz Denizlerde Güvenli, Emniyetli ve Sürdürülebilir Denizcilik” mottosu doğrultusunda denizcilikte yeşil dönüşümü bütüncül bir yaklaşımla ele aldıklarını belirterek, hem uluslararası düzenlemelere aktif katkı sağladıklarını hem de ulusal ölçekte güçlü bir dönüşüm altyapısı oluşturduklarını söyledi. IMO bünyesinde yürütülen Net Sıfır Çerçevesi çalışmalarını yakından takip ettiklerini ifade eden Baylan, sektör paydaşlarıyla birlikte süreci çok boyutlu şekilde değerlendirdiklerini vurguladı. Karbon ücretlendirmesine ilişkin düzenlemelerin deniz ticaretine olası etkilerini dikkate aldıklarını belirten Baylan, bu kapsamda Ekim 2025’te gerçekleştirilen MEPC Olağanüstü II. Oturumu’nda sürecin ertelenmesine yönelik öneriye destek verdiklerini kaydetti. Baylan, hem ulusal menfaatleri gözeten hem de küresel iklim hedeflerine katkı sağlayan dengeli bir yaklaşım izlediklerini ifade etti. Ulusal düzeyde de önemli adımlar attıklarını dile getiren Baylan, 2024 yılı Temmuz ayında yürürlüğe giren düzenleme ile limanlara gelen gemilerin sera gazı emisyonlarının ücretlendirilmesine yönelik hukuki altyapının oluşturulduğunu söyledi. Elde edilecek gelirlerin denizcilik sektörünün yeşil dönüşümünde kullanılmasının hedeflendiğini belirten Baylan, uygulamaya yönelik çalışmaların sürdüğünü aktardı.
Somut projelere de değinen Baylan, IMO ile yürütülen GreenVoyage 2050 Programı kapsamında Marmara Bölgesi’nde feribot taşımacılığının elektrifikasyonu ve limanlara yönelik fizibilite çalışmalarında son aşamaya gelindiğini ifade etti. Bu çalışmanın Marmara Denizi’ndeki feribot taşımacılığını bütüncül ve somut biçimde ortaya koyacağını söyledi.
Sürdürülebilir limancılık alanında Yeşil Liman uygulamasını ileri bir aşamaya taşıdıklarını belirten Baylan, 2023’te yayımlanan yönetmeliğin güncellenerek belirli kapasitenin üzerindeki limanlar için Yeşil Liman Sertifikası’nın zorunlu hale getirildiğini kaydetti. Buna göre, yılda 100 ve üzeri kruvaziyer gemi ağırlayan limanların 2028 yılı sonuna kadar, yıllık 100 bin TEU ve üzeri konteyner elleçleyen limanların ise 2030 yılı sonuna kadar Yeşil Liman Sertifikası almakla yükümlü olacağını ifade etti. ISPS Koduna tabi yeni kurulacak veya kapasitesini önemli ölçüde artıracak tesisler için de bu zorunluluğun getirildiğini belirten Baylan, kabotaj limanlarının da kapsama dahil edildiğini söyledi. Söz konusu düzenlemelerin 24 Mart 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini hatırlattı. Ünal Baylan, tüm bu adımlarla çevresel sürdürülebilirliği güçlendirirken sektörün rekabet gücünü koruyan ve uzun vadede artıran dengeli bir dönüşüm hedeflediklerini sözlerine ekledi.
 
 
DİJİTAL ALTYAPIYI YERLİ TEKNOLOJİLERLE GELİŞTİRİYORUZ
 
Denizcilik Genel Müdürü Ünal Baylan, denizcilikte dijitalleşmeyi yalnızca operasyonel verimlilik sağlayan bir araç olarak değil; aynı zamanda seyir emniyetini güçlendiren, denetim ve eğitim süreçlerini iyileştiren ve karar alma mekanizmalarını destekleyen stratejik bir dönüşüm alanı olarak ele aldıklarını belirtti. Bu süreci hem ulusal kapasiteyi güçlendirecek hem de uluslararası entegrasyonu artıracak şekilde çok boyutlu bir yaklaşımla yürüttüklerini söyledi. Uluslararası düzeyde IMO, Avrupa Birliği ve Avrupa Deniz Emniyeti Ajansı (EMSA) ile yürütülen projelerle veri paylaşımı, liman sistemleri ve denetim süreçlerine ilişkin teknik kapasitenin sürekli geliştirildiğini ifade eden Baylan, Türkiye’nin bu alanda aktif rol üstlendiğini vurguladı. Ulusal ölçekte güçlü bir dijital altyapı kurduklarını belirten Baylan, 2007 yılında kurulan ve 2023’te kapsamlı şekilde güncellenen Otomatik Tanımlama Sistemi (AIS) ile geniş bir coğrafyada gemi hareketlerinin izlenebildiğini söyledi. 2025’te devreye alınan mobil uygulama ile veri erişiminin hızlandırıldığını aktaran Baylan, ayrıca gelecekte AIS’in yerini alması öngörülen VHF Veri Alışveriş Sistemlerinin (VDES) yerli ve milli olarak geliştirilmesine yönelik Ar-Ge çalışmalarının sürdüğünü ifade etti.
Gemi trafik hizmetleri alanında da önemli projeler yürüttüklerini dile getiren Baylan, Doğu Akdeniz Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi Projesi’nin 2024 yılında HAVELSAN yükleniciliğinde başlatıldığını belirtti. Projenin tamamen yerli ve milli yazılım ve donanımlarla geliştirildiğini vurgulayan Baylan, sistemin 20 Temmuz 2026’da hizmete alınmasının planlandığını söyledi. Bu projeyle Doğu Akdeniz’de deniz trafiğinin daha etkin izleneceğini ve Türkiye’nin bölgedeki denizcilik etkinliğinin artırılacağını kaydetti. Baylan, Marmara Denizi’nin tamamını radar kapsaması altına alacak ve Tekirdağ’da ulusal merkez kurulmasını içeren Gemi Trafik Hizmetlerinin Genişletilmesi Projesi’nin de devam ettiğini aktardı. Dijital dönüşümün yalnızca altyapı ile sınırlı olmadığını vurgulayan Baylan, eğitim ve belgelendirme süreçlerinde çevrimiçi başvuru, yapay zekâ destekli sınav ve belge doğrulama uygulamalarının devreye alındığını söyledi. Simülatör teknolojilerinde ise kullanıcı olmanın ötesine geçilerek geliştirici bir yapıya geçildiğini belirtti. Denetim süreçlerinde de dijitalleşmenin etkin şekilde kullanıldığını ifade eden Baylan, risk odaklı denetim yaklaşımının yeni yazılım sistemleri ve gemi denetim risk değerlendirme modülü ile daha hızlı ve veri temelli hale getirildiğini söyledi. Ünal Baylan, tüm bu çalışmalarla Türkiye’nin denizcilikte dijital dönüşümü yalnızca takip eden değil, kendi teknolojisini geliştiren ve bölgesel ölçekte yön veren ülkeler arasında yer alma hedefiyle ilerlediğini ifade etti.
 
 
 



SEKTÖRLER VE LOJİSTİK

  • Otomotiv
  • Enerji
  • Gıda
  • Akaryakıt
  • Tekstil
  • Kimya
  • İnşaat
  • Lastik
  • İhracat