e
Banner


TGSD Başkanı Toygar Narbay: Hazır giyimde lojistik dönüşümü rekabeti belirleyecek
Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Toygar Narbay, hazır giyim sektörünün yalnızca üretim maliyetleriyle değil, lojistik altyapısı ve tedarik zinciri performansıyla da rekabet edeceğini söyledi. Yeni pazarlara erişimde lojistiğin stratejik bir rol üstlendiğini vurgulayan Narbay, ortak lojistik merkezlerinden intermodal taşımacılığa kadar atılacak adımların sektörün küresel büyüme hedeflerini destekleyeceğini ifade etti.




tgdsHazır giyim sektörü son iki yılda hem küresel talepteki değişim hem de artan üretim maliyetleri nedeniyle zorlu bir süreçten geçiyor. Bugün sektörün genel görünümünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüzdeki döneme ilişkin beklentileriniz neler?
Türk hazır giyim sektörü bugün tarihi bir yol ayrımında bulunuyor. Mevcut gidişat, daralan üretim kapasitesi, kalıcı pazar kaybı ve ölçeğini yitirerek butikleşen bir sektör riskini barındırıyor. Rekabetçilik mimarimiz ciddi bir hasar almış durumda.
TGSD olarak paylaştığımız sektörel sunumumuzda net biçimde ortaya koyduğumuz üzere, 2022-2025 yılları arasında maliyetlerimizde yaklaşık %23,4'lük artış yaşandı. 2026'nın ilk altı ayında buna %6 daha eklendi. Giderlerimizin %60'ını oluşturan TL bazlı maliyetler ile döviz kurları arasındaki makas, Uzak Doğu ve Kuzey Afrika gibi rakip bölgelerle aramızdaki farkı kabul edilebilir sınırların ötesine taşıdı.
Bu tablo karşısında sektörün ‘sadece değer artışına odaklanıp butikleşmesi’ en büyük stratejik tuzaktır. Eğer hazır giyim sektörü ölçeğini kaybeder ve dar bir butik modele sıkışırsa arkasındaki devasa tekstil altyapısı çöker. Bizim beklentimiz ve hedefimiz, bu gidişata yapılacak stratejik bir müdahaledir. Üretim kapasitemizi koruyarak, atıl makine parkurumuzu yeniden devreye alarak ve ölçek ekonomisinden vazgeçmeyerek bir değer artışı sağlamak zorundayız.
Önümüzdeki dönem beklentimiz, hazır giyim sanayicisinden küresel marka oyun kurucusuna dönüşmektir. Bu dönüşüm, Eximbank ve Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası gibi kurumların desteğiyle oluşturulacak fonlar üzerinden Avrupa'da hazır marka satın almalarını, lisanslama ekosistemlerini ve üretim kapasitemizi bölgesel genişlemeyle korumayı içeren bütüncül bir vizyondur.
 
‘LOJİSTİK MARKA GELİŞİM DESTEK ŞABLONUMUZUN EN TEMEL SÜTUNLARINDAN’ 
Avrupa, Türk hazır giyim sektörünün en önemli ihracat pazarı olmayı sürdürüyor. Bununla birlikte firmaların yeni pazarlara yönelme arayışı da hız kazandı. Sizce önümüzdeki dönemde hangi coğrafyalar Türk hazır giyim sektörü için daha fazla fırsat sunacak? Bu pazarlara ulaşmada lojistik nasıl bir rol oynayacak?
Pazar fırsatlarını rastgele bir coğrafya listesinden ziyade üretim lokasyonlarımızın segmentasyonu ile eşleşen analitik bir çerçevede değerlendiriyoruz. TGSD olarak hazırladığımız ‘Uzgörü’ raporumuzda belirttiğimiz gibi, pazar seçimi ve üretim coğrafyası ayrılmaz bir bütün. Biz de lüks ürünler için 1. ve 2. bölgelerimizi hub olarak konumlandırıyoruz. Premium markalar için 3. ve 4. bölgelerimiz öne çıkarken orta segment ve değer markaları için 5. ve 6. bölgelerimiz ile Doğu Serbest Bölgesi'nde kurulacak sınır havzalarımız kritik bir rol üstleniyor. Ekonomi markaları için ise yakından tedarik (near-shoring) avantajımızı kullanıyoruz. Yani hedefimiz ‘her pazara aynı ürünü satmak’ değil, Avrupa'nın derinleşen taleplerini, ABD pazarındaki ‘kapılmamış payı’ ve Körfez gibi bölgesel pazarları, kendi içimizdeki doğru üretim segmentiyle eşleştirmek.
Bu noktada lojistiği basit bir nakliye aracı gibi görmüyor; bölgesel ve segmente edilmiş pazar mimarisinin fiziksel entegratörü olarak değerlendiriyoruz. Sınır havzalarında üretilen bir ürünün Avrupa'daki premium bir mağazaya veya ABD'deki bir dağıtım merkezine rekabetçi maliyetle ve öngörülebilir sürede ulaşması, lojistik omurganın gücüne bağlıdır. Biz de lojistiği, marka gelişim destek şablonumuzun en temel sütunlarından biri olarak görüyoruz.
 
Günümüzde rekabet yalnızca üretim maliyetleriyle değil, teslimat süresi, tedarik zinciri güvenilirliği ve lojistik performansıyla da şekilleniyor. Hazır giyim sektörünün lojistik tarafındaki en öncelikli beklentileri nelerdir?
Lojistikten beklentimiz operasyonel ezberlerin çok ötesinde. Öncelikli beklentimiz ise lojistiğin ‘Ortak Güç Birliği ve Ekosistem’ stratejimizin bir parçası olmasıdır.
Firmalarımızın ayrı ayrı hareket ederek, bireysel depolar ve lojistik ağlar kurarak küresel rekabette ölçek kazanması mümkün değil. Bu nedenle ‘Ortak Lojistik Merkezler’, ‘Ortak Showroom’lar’ ve ‘Ortak Pazarlama Ekipleri’ kurarak maliyetleri düşürmeyi ve rekabet gücümüzü artırmayı hedefliyoruz. Lojistik sektöründen beklentimiz, bu ortak kullanım ekosistemini destekleyecek yenilikçi, paylaşımlı ve ölçeklenebilir çözümler sunmasıdır.
Ayrıca, marka satın alma ve lisanslama (lisanslı üretim, lisanslı dağıtım, lisanslı perakende) stratejilerimizi hayata geçirirken, lojistiğin bize küresel bir dağıtım gücü sağlaması çok önemli. Lojistik, değer zincirinde yukarı çıkma yolculuğumuzda bizim küresel erişim kasımız olmalıdır.
 
‘GÜMRÜK BİRLİĞİ GÜNCELLEMESİ HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR’ 
Üyelerinizden aldığınız geri bildirimler doğrultusunda tekstil ve hazır giyim firmalarının lojistik süreçlerinde en fazla karşılaştığı sorunlar hangileri?
Üyelerimiz sınır kapılarındaki beklemeler, prosedür kaynaklı gecikmeler ve navlun dalgalanmaları gibi kronik sorunları zaman zaman dile getiriyor. Ancak geri bildirimlerin derinine indiğimizde asıl sorunun ‘ölçek kaybı’ ve ‘kârsızlık nedeniyle teknolojiyi yenileyememe’ olduğunu görüyoruz. Lojistik maliyetlerindeki her öngörülemez artış, zaten daralmış olan kâr marjlarını daha da baskılayarak teknolojik modernizasyon yatırımını engelliyor.
Bu noktada Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve taşımacılık kotalarının kaldırılması talebimiz, sadece bir nakliye kolaylığı arayışı değildir. AB'nin ‘Made in EU’ yaklaşımına, Hindistan ve Mercosur ile yaptığı Serbest Ticaret Anlaşmalarına (STA) ve Kuzey Afrika'da oluşan yeni üretim havzalarına karşı bir kalkan oluşturma çabasıdır. Gümrük Birliği modernizasyonu ve STA müzakerelerinin eş zamanlı yürütülmesi, sektörümüzün Avrupa değer zincirindeki entegre konumunu koruması için hayati önem taşımaktadır.
 
Türk hazır giyim ihracatında en çok tercih edilen taşıma modelleri hangileri? Sizce intermodal ve demir yolu taşımacılığının sektördeki payı önümüzdeki dönemde artacak mı?
Yüksek katma değerli ve hızın kritik olduğu siparişlerde hava yolu; Avrupa'ya yönelik seri sevkiyatlarda kara yolu; büyük hacimli gönderimlerde ise deniz yolu tercih ediliyor. Ancak önümüzdeki dönemde intermodal ve demir yolunun payının stratejik bir zorunluluk olarak artması gerekiyor.
Demir yolunu, ‘çevreci bir taşıma modeli’ olmasının yanı sıra ‘Doğu Serbest Bölgesi’ ve ‘Sınır Havzaları’ projemizin can damarı olduğu için de önemsiyoruz. Üretim kapasitemizi korumak ve Nitelikli Üretici (NTSS) sistemini beslemek amacıyla 5. ve 6. bölgelerde, Suriye sınır havzalarında üretimi artırmayı hedefliyoruz. Bu bölgelerde üretilen ürünlerin ve bu bölgelere gidecek ham maddenin rekabetçi bir şekilde ana pazarlara bağlanması ancak güçlü demir yolu ve intermodal koridorlarla mümkün. Demir yolu yatırımları, bizim bölgesel genişleme ve ölçek ekonomisini koruma stratejimizin fiziksel altyapısıdır.
 
‘GELECEK BEŞ YILI FASONDAN DEĞERE GEÇİŞ MÜCADELESİ BELİRLEYECEK’ 
Önümüzdeki 5 yılda tekstil ve hazır giyim lojistiğini hangi eğilimlerin şekillendireceğini düşünüyorsunuz? Türkiye'nin hızlı teslimat, yakın tedarik (near-shoring) ve sürdürülebilir lojistik alanlarında rekabet avantajını artırabilmesi için kamu ve özel sektörün öncelikli gündemi ne olmalı?
Önümüzdeki beş yılı, sektörümüzün ‘fasondan değere’ geçiş mücadelesi belirleyecek. Bu dönüşüm de üç ana eğilim etrafında şekillenecektir: Birincisi, iş modelinin dönüşümüdür. Sıfırdan marka yaratmanın zaman maliyetini aşmak için, fon destekli ‘marka satın alma’ ve ‘lisanslama (üretim, dağıtım, perakende)’ modellerine geçiş hızlanacaktır. İkincisi, bölgesel genişleme ve ölçek korumasıdır. Butikleşme tuzağına düşmemek ve atıl kapasiteyi devreye almak için Doğu Serbest Bölgesi ve sınır üretim havzaları gibi projeler hayata geçirilmelidir. Üçüncüsü ise ortak ekosistemlerin inşasıdır. Firmalarımızın tekil mücadelesi yerine; ortak lojistik merkezler, ortak showroom’lar ve birleşik pazarlama güçleriyle sinerji yaratılabilir.
Kamu ve özel sektörün öncelikli ortak gündemi, bu stratejik müdahaleyi destekleyecek mimariyi kurmak olmalıdır. Kısa vadede bölgesel gelişmişliğe göre artan istihdam destekleri, net ihracata kur dönüşüm desteği ve uygun maliyetli reeskont kredileri sağlanmalıdır. Orta ve uzun vadede ise marka satın alma finansman modeli için uzun vadeli fonların (Eximbank, AYKB) oluşturulması, Nitelikli Üretici sisteminin kurulması ve teşviklerin değer segmentasyonuna göre (lüks, premium, orta segment) yeniden tasarlanması gerekmektedir. Hazır giyim sanayicisinden küresel marka oyun kurucusuna dönüşüm vizyonumuz, ancak bu eş güdümle gerçeğe dönüşebilir.
 
‘YEŞİL DÖNÜŞÜMÜN YÜKÜNÜ LOJİSTİK TAŞIYACAK’
Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Toygar Narbay, Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında yürürlüğe girecek yeni düzenlemelerin hazır giyim sektöründe lojistik süreçlerini yeniden şekillendireceğini söyledi. Narbay, özellikle 2027 yılında devreye alınması beklenen Dijital Ürün Pasaportu (DPP) ile Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Yönetmeliği'nin (CSDDD), sektör için yalnızca bir uyum süreci değil, aynı zamanda markalaşma ve katma değer yaratma fırsatı sunduğunu ifade etti. 
İzlenebilirlik ve sürdürülebilirliği sadece yasal bir yükümlülük olarak değerlendirmediklerini vurgulayan Narbay, "İzlenebilirlik ve sürdürülebilirlik kavramlarını sadece bir yasal zorunluluk veya tehdit olarak değil, markalaşma ve değer artışının bir aracı olarak konumlandırıyoruz. Özellikle 2027 yılında devreye alınması beklenen Dijital Ürün Pasaportu (DPP) ve Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Yönetmeliği (CSDDD), bizim için yüksek standartlı üretici kimliğimizi tescilleyecek mekanizmalar" dedi.
Dijital Ürün Pasaportu'nun etkin şekilde uygulanabilmesi için lojistik süreçlerinde kapsamlı bir dijital dönüşüme ihtiyaç olduğunu belirten Narbay, "DPP'nin başarılı olması için lojistik süreçlerinin uçtan uca dijitalleşmesi ve karbon ayak izinin şeffaf bir şekilde ölçülebilir olması gerekiyor" ifadelerini kullandı.
Narbay, Dijital Ürün Pasaportu'nun yalnızca sürdürülebilirlik hedeflerine hizmet etmeyeceğini, aynı zamanda sektörün gelecek vizyonunda önemli bir rol üstleneceğini belirterek, "DPP, ürün tamamlama konsorsiyumu ve lisanslama ekosistemi hedeflerimiz için dijital bir pasaport işlevi görecek" değerlendirmesinde bulundu.
Lojistik sektöründen beklentilerini de paylaşan Narbay, ham maddeden son tüketiciye kadar uzanan tüm tedarik zincirinde verinin kesintisiz, güvenli ve şeffaf biçimde yönetilmesini sağlayacak dijital altyapının oluşturulmasının kritik önem taşıdığını sözlerine ekledi. Bu sayede hem karbon ayak izinin doğru şekilde izlenebileceğini hem de Avrupa pazarının talep ettiği izlenebilirlik standartlarının karşılanabileceğini ifade etti.
 
 



SEKTÖRLER VE LOJİSTİK

  • Otomotiv
  • Enerji
  • Gıda
  • Akaryakıt
  • Tekstil
  • Kimya
  • İnşaat
  • Lastik
  • İhracat